Kategori: Blog

  • Home
  • Kategori: Blog

Tarot Cevaplasın

Tarot Cevaplasın

Tarot Cevaplasin 1
Tarot Cevaplasin

Zaman zaman öğrenci gruplarımdan ve onuncuköy instangram sayfasını takip eden siz değerli takipçilerimden tarot yada tarot eğitimi üzerine pek çok soru alıyorum. Öncelikle bilmenizi isterim ki tüm sosyal mecralar üzerinden bana sorduğunuz soruları tek tek kontrol ediyorum ve dönüş yapıyorum. Son zamanlarda bu soruların hızla artması nedeniyle sosyal medya ekibimle beraber bu içerik altında tarot sorularının cevaplarına ulaşabileceğiniz bir içerik oluşturmak istedik. Ayrıca sadace tarot değil, rune, numeroloji, katina açılımları ve rumi tarot hakkında merak ettiğiniz tüm soruların cevapları bu içerikte seni bekliyor.

Bu sayfada yer alan yorum yazma kısmı aracılığıyla siz soracaksınız biz cevaplayacağız. Tarot kaç ayda öğrenilir, tarot nasıl bakılır, Tarota Doğru soruyu sorma,
gibi sorularınız illaki vardır ya da olacaktır. İşte bu soruların cevabını bulabileceğiniz bir platform.
Soru sorarken gerçek adını, e-mail adresini belirtme zorunluluğun bulunmaktadır. Sorularınızı okumak ve cevaplamak için sabırsızlanıyorum.

tarot nedir ne degildir
Tarot Nedir Ne Değildir


Ayrıca 14 Haziran Çarşamba Akşamı Saat 21.00’ de Sosyal Medya Uzmanı ve Marka Danışmanı Serap Kaya moderatörlüğünde gerçekleştireceğimiz “Tarot Nedir Ne Değildir?” Yayını için şimdiden hatırlatmalarınızı kurmanızı tavsiye ederim

Aslan Burcu Kadını

Aslan Burcu Kadını

Ateş elementinin yönettiği Aslan burcu kadınının enerjisiyle kimse yarışamaz bu yüzden çevresinde her zaman hayranlık uyandırır. Bulundukları yere enerji ve olumlu duygular yaydıkları için çevrelerinde sevilen insanlardır ve onlardan etkilenmemek imkansızdır. Ormanın kralı aslan, gücü ve liderliğiyle bilinir.

Liderlik bir aslanın olmazsa olmazıdır bu yüzden iş yaşamlarında genellikle üst düzey ve üst mevkide işlerde çalışmak isterler. Emir almadığı ve otorite tanımadığı için birine bağlı ve birinin yanında çalışmak yerine kendi işini kurup çalışmayı tercih ederler, lüks yaşamı severler. Aslan burcu kadını mutlu olabilmek için mutlaka varlıklı olmak ve lüks yaşamak zorundadır.

Aslan Burcu Kadını Güzelliği

Aslan burcu kadınları; ateş elementinin de etkisiyle dikkat çekici, sıcak kanlı, heyecanlı, enerjik ve samimi karakterlerdir. Girişimcilik ve girişkenlik ruhlarında vardır. Eğlenmeyi ve eğlendirmeyi severler, tutkuludurlar, karşısındakine değer veren, sadık bir yapıya sahiptirler. Tüm iyi yanlarına rağmen kibir, gurur ve otorite kurma isteği Aslan burcu kadınlarının olumsuz yanıdır.

Lafa gelince herkes “Yalanı sevmem, yalan da söylemem” der ama bir Aslan kadını için bu gerçekten böyledir. Yaşamında asla yalana yer yoktur, zekasının hafife alınmasından hoşlanmadığı için yalanını yakaladığı birinin yüzüne direk dürüstçe söyler ve o kişiyi hayatından çıkarır. Sadakat ve özgürlük onların olmazsa olmazıdır, sosyalleşmeyi, eğlenmeyi, spor yapmayı ve doğayı severler.

Aslan Burcu Kadını Cinselliği

Aslan burcu kadınları maske takmaz, strateji yapmaz içinden geldiği gibi ve doğal davranırlar, karşısındakinden de aynı davranışları beklerler. Cinsellik Aslan kadınının olmazsa olmazıdır, ateş elementinin de etkisiyle cinsellik sırasında çok ateşlidir ama buna rağmen aşık olmadığı biriyle cinsellik yaşamak istemez. İlgiye ve sevgiye asla doymaz, ilgi hep onun üzerinde olsun ister. Aslan kadını burçlar arasında en kıskanç olanıdır ve hataları kolay kolay affetmez çünkü hata yapmak ona göre zayıflıktır. Güvenini sarsan birine bir daha güvenemez.

Aslan burcu kadınları, birini sevebilmesi kolay değildir, çok kriteri vardır ama sevdiği kişiye müthiş bir sadakat duyarlar. Aslan kadının bir erkeği sevebilmesi için; aşırı sevgi ve ilgi görmesi gerekir. Güce çok önem verdikleri için her anlamda güçlü, kararlı, dürüst, kibar, bakımlı, şefkatli, açık ve net olan erkeklerle beraber olmak isterler. Bir Aslan kadınını hayatınızın merkezine koyup ona sürekli hayranlığınızı dile getirirseniz bir ömür sizinle beraber olabilir.

İkizler Burcu Kadını

İkizler Burcu Kadını

Hava elementinin yönettiği İkizler burcu kadınları, biraz gizemli ve zor anlaşılan karakterlerdir. İkizler kadınını anlamak ve anlaşabilmek için biraz uğraş vermeniz gerekir. Yenilikleri, gezmeyi, yolculuk yapmayı, yeni yerler keşfetmeyi ve macerayı severler.

İkizler burcu kadını, zeka dolu, canlı ve çok yönlü bir kişiliğe sahiptir. Sosyal ortamlarda rahatlıkla iletişim kurabilen ve yeni insanlarla tanışmaktan keyif alan bir yapıya sahiptir. İkizler burcu kadını, değişimden hoşlanır ve yeni deneyimler edinmek için her zaman açıktır.

Akıllı ve hızlı düşünebilen İkizler burcu kadını, entelektüel bir merak ve araştırma tutkusu taşır. Yaratıcı düşünme ve çözüm odaklı yaklaşımları ile dikkat çekerler. İkizler burcu kadını, birçok farklı konuda yetenekli ve yetkin olabilirler, ancak genellikle tek bir konuya odaklanmakta zorlanabilirler.

Ayrıca, İkizler burcu kadınları genellikle duygusal olarak karmaşık bir yapıya sahiptir. Bir gün mutlu ve coşkulu bir şekilde hareket ederken, diğer gün depresif ve endişeli bir hale gelebilirler. Bazen kararsız ve değişken olabilirler, ancak bu, doğalarındaki esnekliğin bir sonucudur.

İkizler burcu kadını, espritüel konularda da ilgi duyabilir ve ruhsal bir gelişim arayışında olabilirler. Yaratıcılıklarını kullanarak yeni fikirler ortaya çıkarabilirler ve çevrelerindeki insanları heyecanlandırabilirler. Ayrıca, İkizler burcu kadını, herhangi bir konuda düşüncelerini ve fikirlerini açıkça ifade etmekten çekinmezler.

Sonuç olarak, İkizler burcu kadını, meraklı, akıllı, sosyal, yaratıcı ve esnek bir kişiliğe sahiptir. Ancak, duygusal dalgalanmaları ve kararsızlıkları olabilir, bu nedenle destekleyici bir ortamda olmaları önemlidir.

İkizler Burcu Kadınının Özellikleri

İkizler burcu kadını emir almaktan ve özgürlüğünün kısıtlanmasından hoşlanmaz. Hayatlarında hep farklılık isterler, eğlenmeyi, el üstünde tutulmayı, hayattan keyif alarak yaşamayı isterler. Marka düşkünlükleri vardır, modayı ve modadaki yenilikleri takip ederler, ilgi çekmeyi severler.

Hava elementinin de etkisiyle pratik zekalı ve hızlı hareket eden kadınlardır. Maddi açıdan bağımsızlık isterler. Eğlenceli oldukları için sosyal hayatta birlikte vakit geçirilmekten keyif alınan kadınlardır. En büyük handikapları tutarsız ve kararsız olmalarıdır. Çabuk sıkılan ve yüzeysel yaşamayı seven karakterlerdir.

İkizler Burcu Kadını Cinsellik

Kendilerine zaman ayıran, hoşgörülü, anlayışlı, değişiklik yapmayı seven, hareketli, eğlenceli ve maddi gücü olan erkekler isterler. Enerjik karakteri cinsel hayatına da yansır bu yüzden partnerinin de enerjik olmasını ister. Partneriyle yeni şeyler denemeye açıktır. Aşırı kıskançlık sergileyen bir yapısı yoktur. Kendisi gibi rahat sevgili, eş ve arkadaşlar ister, sıkıntıya gelemez.

İkizler Burcu Kadını Aşk

İkizler burcu kadınının aşık olması zordur çünkü onun için birlikte iyi vakit geçirmek aşktan çok daha önemlidir. Ona aşırı ilgi ve anlayış göstermeniz, el üstünde tutmanız, sürekli yeni heyecanlar yaşatmanız, farklı fikirler ile gitmeniz size aşık olmasını sağlayabilir. İlişkide tartışmaları, çekişmeleri ve huzursuzlukları sevmez. Bağımsızlığa düşkünlüğü nedeniyle ilişkiyi bir anda bitirebilir.

Pentagram Tarot Açılımı

Pentagram Tarot Açılımı

Pentagram tarot açılımı 5 kart kullanılarak yapılan, soru odaklı değil genel bir açılımdır. Pentagram denmesinin sebebi kartların sıralanma biçiminin pentagram şekline benzemesinden ötürüdür. ​Pentagram açılımı dört elementle bağlantılıdır. 1 numaralı hane dışında diğer tüm haneler ateş, toprak, hava ve su elementlerinden birini temsil eder.

Tarot, birçok kişi tarafından geleceği keşfetmek ve rehberlik almak için kullanılan bir araçtır. Bu araç, bir takım semboller ve resimler kullanarak bir kişinin iç dünyasına ve geleceğine bakılmasını sağlar. Tarot açılımları ise bu sembollerin ve resimlerin anlamlarının daha derinlemesine incelenmesiyle oluşturulan özel kart dizilimleridir.

Bu yazıda, Pentagram Tarot açılımı hakkında her şeyi öğreneceksiniz. Bu açılım, tarot kartlarının pentagram sembolü ile çizilen bir şekil içinde yerleştirildiği ve bir kişinin hayatındaki farklı alanlara ışık tuttuğu bir tarot açılımıdır.

Pentagram Nedir?

Pentagram, beş noktalı bir yıldız şeklidir. Tarihi boyunca farklı kültürlerde farklı anlamlara sahip olmuştur. Batı kültüründe genellikle beş elementi temsil eder: toprak, su, hava, ateş ve ruh. Tarot açılımlarında da pentagram sembolü, bu elementlerin farklı kombinasyonlarını temsil eden birçok farklı açılım için kullanılabilir.

Pentagram Açılımında Kartlar Nasıl Yorumlanır ?

1. hane – Kişilik Kartı

Tarot açılımı yapılan kişinin yani danışanın güncel enerjisinde içinde bulunduğu ruh hali, kişilik özellikleri ve olaylara bakış açısını gösterir.

​2. hane – Duygu Dünyası – Su Elementi

​Danışanın duygu dünyasını, duygusal konuları, aşk ve ilişkilerini ve bilinçaltı ile ilgili bilgileri verir. Su elementi ile temsil edildiği için bu hane de yavaş gelişen olaylar ve hassas konular da okunur.

​3. hane – Fiziksel Dünya – Toprak Elementi

Danışanın hayatındaki fiziksel yani maddeye dayalı durumları anlatan hanedir. İş, meslek, kariyer, para, kazançlar, kayıplar, iş hayatındaki zorluklar ya da başarılar hakkında bilgi verir.

4. hane – Yapıcı ve yıkıcı güçler – Ateş Elementi

​Danışanın hayatında aniden beliren olayları, hayatından çıkan kişileri, karşılaşacağı engelleri ve hayatında yeni bir sayfa açmak için İlahi Sistem tarafından yollanan gizli yıkıcı güçleri anlatır. ​

5. hane –  Gizli etkiler – Hava Elementi

Danışanın; ilham, iletişim, diğer insanlarla kuracağı iletişimler, alacağı haberler, sosyal hayatı ve insanların onun hakkındaki düşüncelerini anlatır. ​

Pentagram Tarot Açılımı Nasıl Yapılır?

Pentagram Tarot açılımı, beş noktalı yıldızın beş noktasına yerleştirilen kartlardan oluşur. Bu noktalar, tarot kartlarının belirli bir sırayla yerleştirildiği ve bir kişinin hayatındaki farklı alanlara ışık tuttuğu bir açılımdır. İşte açılımın nasıl yapıldığına dair adımlar:

Adım 1: Kartlarınızı Karıştırın

İlk adım, tarot kartlarınızı karıştırmaktır. Bu, kartların rastgele bir şekilde karışmasını sağlar ve daha doğru bir açılım için kartların enerjisini serbest bırakır.

Adım 2: Kartları Yerleştirin

Pentagram açılımı için, beş noktalı yıldızın her bir noktasına bir kart yerleştirin. İşte hangi kartların nereye yerleştirileceği:

  • Toprak: Bu nokta, maddi dünya ile ilgilidir. Para, iş ve fiziksel sağlık gibi konuları temsil eder. Bu noktaya yerleştireceğiniz kart, maddi konularla ilgili bir mesaj verebilir.
  • Su: Bu nokta, duygusal dünya ile ilgilidir. Aşk, ilişkiler ve içsel keşif gibi konuları temsil eder.

Rumi Tarot

Rumi Tarot

Rumi Tarot, 2000’li yılların başlarında İngiliz Sufi Nigel Jackson tarafından çizilmiş ve metinleştirilmiştir. İngiltere’nin Manchester kentinde yaşayan Nigel Jackson; yazar, sanatçı ve illüstratördür. Mağribi Derviş Kardeşliği ve Orta Asya Kalender Silsilesi Sufi tarikatlarına mensup bir Sufidir.

Rumi Tarot Kaç Kart?

Rumi Tarot tıpkı Klasik Tarot destesi Raider Waite gibi 78 karttan oluşur. Klasik Tarot destesindeki Majör Arkanalar, Minör Arkanalar ve Saraylı kartlar gibi Rumi Tarot kartlarında da isimleri değişmekler birlikte benzer bir sınıflandırma vardır.

Klasik Tarot destesindeki Majör Arkana kartlarının, Rumi Tarot destesinde isimleri farklıdır. Örneğin Araba Kartının Rumi Tarot destesindeki karşılığı “Küheylan”, Ermiş kartının karşılığı “Pir”dir desteler arasında bu tip değişiklikler vardır.

Minör Arkanalara baktığımızda ise; Klasik Tarot destesinin Değnek ve Kılıç serisi Rumi Tarot destesinde yine “Değnek” ve “Kılıç” olarak kalmış,  Kupa serisi “Kadeh”, Tılsım serisi “Dinar” olarak değiştirilmiştir.

Saraylı kartlara baktığımızda ise; Klasik Tarot destesindeki Prensler Rumi Tarot destesinde “İçoğlan”, Şövalyeler “Süvari”, Kraliçeler “Sultan” ve Krallar “Padişah” olarak adlandırılmıştır.

Tarot Kartı Kaç Tane Olur?

Tarot kartları 78 karttan oluşur ancak bunun yanı sıra açılımlarda destek için kullanılan Eril-Dişil konuşma kartları gibi değişik içerikli kartların sayıları değişkenlik gösterebilir. 24 kart olan da vardır, 30 kart olan da.

Rumi Tarot Nedir?

rumi tarot nedir
Rumi Tarot Nedir

Mevlevi dervişleri Mesnevi’nin metinlerine kehanet yöntemi olarak kullanmak için de başvururlar. İlgili sayfalardan rastgele seçilen kelimelerden bir konu veya soruyla ilgili öğütler alırlar. Dervişlerin bu yaptığı; görünmeyenlerin dünyasından rehberlik almak, Mevlana’nın ruhuna ve bedenini terk edip öte aleme geçmiş Sufi hiyerarşisinin ustalarına yaklaşmanın ve ricada bulunmanın kozmik bir tekniğidir.

Rumi Tarot, Memluk kart destelerinden ve Raider Waite klasik Tarot destesinden ilham almakla beraber Mevlana’nın sözlerini manevi bir kehanet olarak kullanma geleneğini de canlandırmıştır. Rumi Tarot, ruhsal gelişim ve yüksek manevi değerleri vurgular. Tarotun doğasında bulunan daha derin ve daha ezoterik anlam düzeylerini ortaya çıkarır. Tarot sembolizminin mistisizmi ile Sufizmin içsel yoluna rehberlik eder.

Geçmiş, şimdiki zaman ve gelecekle ilgili günlük sorulara cevap vermekle beraber, Sufizmin şimdiki an, tüm zaman, mekan ve nedensellik kavramlarını da bizlere gösterir.

Rumi Tarot Nasıl Bakılır?

Rumi Tarot mistik bir deste olduğu için açılımda beraberinde kullanılmak istenen destek desteleri varsa bunları özenle seçmek gerekir. Rumi destesi her deste ile birlikte kullanılmaz. Önerilen kullanma biçimi Rumi’yi tek başına kullanmaktır. Hangi destelerle kullanılabileceğine eğitimlerimde yer veriyorum. Rumi destesi her açılım biçiminde de kullanılmaz çünkü kendine has, özel açılım şekilleri vardır.

Rumi Tarot Eğitimi

Rumi Tarot Eğitiminde destenin hikayesinden, kartların anlamlarından ve özel açılım şekillerinden bahsederim. Ayrıca diğer tüm eğitimlerimde olduğu gibi desteye inisiyasyon yoluyla öğrencileri uyumlarım çünkü biz Ezoterik ve Kadim Tarot geleneğinden geliyoruz. Sadece desteyi öğrenmek bizim için yeterli değildir, desteyi ruhsal olarak çalıştırabilmek ve bilgi akışını sağlayabilmek daha önemlidir. Tarot Alanındaki Tüm Eğitimlerimi Tarot Eğitimi Sayfasından Takip Edebilirsiniz..

Rumi Kart Sözleri

ABDAL, “Abdal ol ki kalbin huzur bulsun”

BÜYÜCÜ, “Bİlgİ, Süleyman Krallığı’nın Mührüdür”

AZİZE, “Gizemler anlatılamaz yalnız bilenler bilir”

İMPARATORİÇE, “Kadın ilahi ışığın hüzmesidir”

İMPARATOR, “İmparatorun başındaki taç gibi ol”

PİR, “Bir bilge her iki dünya için de rahmettir”

AŞIKLAR, “Aşkın binlerce dili vardır”

KÜHEYLAN, “Kendi benliğinden Allah’ın benliğine yolculuk yap”

ADALET, “Allah bu terazileri sonsuza kadar adaletin sağlanması için kurdu”

KEŞİŞ, “Bilge, kendine ait bir kandili olan kişidir”

ÇARKIFELEK “Ey seçilmiş olan, sen kendi talihin ol”

SEBAT, “Gerçek aslan kendini fetheden kişidir”

ASILMIŞ ADAM “Acı, merhamet içerdiği için bir hazinedir”

ÖLÜM, “Mezar cenneti gizleyen bir perdedir”

DENGE, “Arındırıcı kadeh, Allah’a mest olanlar içindir”

ŞEYTAN “Saplantılarınızın kaynağı kendi egonuzdur”

MİNARE “Bu minareden Ad gibi yüzbinlerce insan düştü”

YILDIZ “Aşk, Allah’ın gizemlerinin usturlabıdır”

AY “Ay suda değil, gökyüzündedir”

GÜNEŞ “ Ruhun güneşi sonsuzdur, dünü yoktur”

HÜKÜM “Sevgiyle ölüler yaşatılır”

DÜNYA, “Bütün dünya Allah’ın heybetiyle varolur”

KILIÇLARIN ASI “Pasından arın ve parlatılmış kılıç gibi ol”

KILIÇLARIN İKİLİSİ “Asıl saflığına ulaştığında, Musa ve Firavun huzura erer”

KILIÇLARIN ÜÇLÜSÜ “Allah’a yönelmek için keder, tüm dünyanın imparatorluğundan daha iyi bir yoldur”

KILIÇLARIN DÖRTLÜSÜ “İlahi bütünlükle kaybolmak duanın ruhundandır”

KILIÇLARIN BEŞLİSİ “Ey fedakar olanı bıçaklayan, kendini bıçaklıyorsun”

KILIÇLARIN ALTILISI “Ey ruh, ait olduğun diyar ötededir, nehrin diğer yakasına geç”

KILIÇLARIN YEDİLİSİ “Her adımda bir tuzak vardır, fazla cesurca ilerleme”

KILIÇLARIN SEKİZLİSİ “Ellerimden ve ayaklarımdan düğümleri çöz”

KILIÇLARIN DOKUZLUSU “Bu yolda ruhla korku ile denenir”

KILIÇLARIN ONLUSU “Harabenin altında muazzam bir hazine var”

KILIÇLARIN İÇOĞLANI “Baki mutluluğun için sevin”

KILIÇLARIN SÜVARİSİ “Allah refah versin, o zaman zaten amacına ulaşmış olacaksın”

KILIÇLARIN SULTANI “Bir ipteki inciler gibi kralların ellerinde kaldırılacağım”

KILIÇLARIN PADİŞAHI “Şimdiye sevin, kalbin yakında açılacak”

KADEHLERİN ASI “Aşk şarabıyla sarhoş oldum”

KADEHLERİN İKİLİSİ “Aşk, göklerin sadece bir köpük tabakası olduğu sınırsız bir okyanustur”

KADEHLERİN ÜÇLÜSÜ “Allah en kutsal yüce kadehinden tozlu toprağa güzelliğini akıttı”

KADEHLERİN DÖRTLÜSÜ “Yürek acısı gibi acı yoktur”

KADEHLERİN BEŞLİSİ “Kalpte tezatlık savaş gibidir”

KADEHLERİN ALTILISI “Ruh, yaşamı ve yaşayanı arzular, özü Allahtır”

KADEHLERİN YEDİLİSİ “Dünya, uyuyan kişinin gerçek olduğunu hayal ettiği bir rüyadan ibarettir”

KADEHLERİN SEKİZLİSİ “Ey aşıklar; dünyayı terk etme zamanı, cennetin davulu ruhumun kulağında çalıyor”

KADEHLERİN DOKUZLUSU “Allah, kalbinizde dilediğinizi size verecektir”

KADEHLERİN ONLUSU “Dünyanın eğlence, cennetin gül bahçesine benzerim”

KADEHLERİN İÇOĞLANI “Zevkler ve hoş şeyler ruh içindir,

KADEHLERİN SÜVARİSİ “Bana gelsin çünkü kazanılan mal kalıcıdır, tüm faydalarıyla beni sevindirir”

KADEHLERİN SULTANI “Varlıkları olan sen mutlu kal, keyifli yaşamın olsun”

KADEHLERİN PADİŞAHI “Mutluluk kılıcıyla zevcem olacak bir yâri kurtaracağım”

DEĞNEKLERİN ASI “Ben polo sopasıyım ve sen topsun”

DEĞNEKLERİN İKİLİSİ “Askerler ve ordular olmadan sana egemenlik vereceğim”

DEĞNEKLERİN ÜÇLÜSÜ “Aşk, seçilmişler için bir gemidir”

DEĞNEKLERİN DÖRTLÜSÜ “Toprak güvenine sadıktır”

DEĞNEKLERİN BEŞLİSİ “Topuz kullanın ve egonuzu parçalara ayırın”

DEĞNEKLERİN ALTILISI “Ay ve güneş gibi uçarım, gökyüzünün perdelerini açarım”

DEĞNEKLERİN YEDİLİSİ “Aşk, parlaklığı ejderhaları bile ürküten bir zümrüt gibidir”

DEĞNEKLERİN SEKİZLİSİ “Allah, bir ok misali uçan rüzgar gibidir”

DEĞNEKLERİN ONLUSU “Nemrut benzeri kendinin alevlerinden kurtul”

DEĞNEKLERİN İÇOĞLANI “Kim beni mutluluğuna çağırırsa, sadece neşeli bakışlar görecektir”

DEĞNEKLERİN SÜVARİSİ “Elif sevinir ve isteklerini yerine getirir”

DEĞNEKLERİN SULTANI “Ben bir çiçek gibiyim, bir dizi inci yelkenimdir”

DEĞNEKLERİN PADİŞAHI “Amacına ulaştığında ve güzellikler yaşadığında kutla”

DİNARLARIN ASI “Hakikat, iç varlığımızın altını ortaya çıksın diye sıcağı ve soğuğu dayatır”

DİNARLARIN İKİLİSİ “Alametlerindeki yıldızlarla dönerim”

DİNARLARIN ÜÇLÜSÜ “Allah, baldan bir ev inşa etmesi için arıya bilgi kapısını açar”

DİNARLARIN DÖRTLÜSÜ “Gecikmeden bana kaç, ben geçilmez bir kaleyim”

DİNARLARIN BEŞLİSİ “Yoksulluk, ihtişamlı hükümdarın ışığıdır”

DİNARLARIN ALTILISI “Yakut, sevdiklerimizin sadakasıdır”

DİNARLARIN YEDİLİSİ “Yarın deme, nice yarınlar geçti gitti”

DİNARLARIN SEKİZLİSİ “Kendini küçümseme, Allah’ın gözünde değerlisin”

DİNARLARIN DOKUZLUSU “Seni arayan alıcını ara”

DİNARLARIN ONLUSU “Ateşin kalbinde saf altın mutludur”

DİNARLARIN İÇOĞLANI “Neşesini şakıyan kuş gibi geri gelen mutluluğa sevin”

DİNARLARIN SÜVARİSİ “Ey kalbim, senin için müjde var”

DİNARLARIN SULTANI “Ben benzeri asla varolmayacak bir bahçe gibiyim”

DİNARLARIN PADİŞAHI “Bak benim oyunum ne kadar harika, elbisem olağanüstü güzel”

Rumi Tarot Kartları anlamı

Abdal; coşku, ilham ve özgürlük anlamlarına gelir.

Büyücü; güç, her şeyi bilmek ve yeni başlangıçlardır.

Azize; gizem ve sezgiselliği gösterir.

İmparatoriçe; bolluk-bereket ve dişil enerjidir.

İmparator otoriteyi temsil eder.

Pir gelenekselcilik ve vicdandır.

Aşıklar; aşk, birlik ve ortaklıklardır.

Küheylan, başarı ve kararlılıktır.

Adalet, denge ve adaletin sağlanmasıdır.

Keşiş, bilgeliktir.

Çarkıfelek; şans, umut ve fırsattır.

Sebat; disiplin, cesaret ve manevi güçtür.

Asılmış Adam; arada kalmak, durgunluk ve askıya almak demektir.

Ölüm, sona ermek ve ruhsal dönüşümdür.

Denge, manevi uyanış ve orta yolun bulunması demektir.

Şeytan; ego, kibir ve bağımlılıklardır.

Minare, kurtuluş ve yıkımdır.

Yıldız, umut ışığı ve şanstır.

Ay; istikrarsızlık, tutarsızlık ve korku demektir.

Güneş; mutluluk, sevinç ve zaferdir.

Hüküm; yenilenme, küllerinden doğma ve uyanıştır.

Dünya, mutlu sondur.

Kılıçların Ası; zafer, galibiyet ve başarıdır.

Kılıçların İkilisi, anlaşma ve uzlaşmadır.

Kılıçların Üçlüsü; ihanet, ayrılık ve acıdır.

Kılıçların Dörtlüsü; inziva, iyileşme ve yalnızlıktır.

Kılıçların Beşlisi; yenilgi, tehdit ve tehlikedir.

Kılıçların Altılısı, yolculuk ve başarıya giden yoldur.

Kılıçların Yedilisi; kurnazlık, yalan ve dolandırılmadır.

Kılıçların Sekizlisi; ikilemde kalmak, esaret ve kötü haberdir.

Kılıçların Dokuzlusu; olumsuzluk, kabuslar ve kaygıdır.

Kılıçların Onlusu; keder, ıstırap ve matemdir.

Kılıçların İçoğlanı; rakip, iftira ve entrikadır.

Kılıçların Süvarisi, zorluklarla mücadele etmek ve savunmadır.

Kılıçların Sultanı; güçlü bir kadın, yas ve kayıp demektir.

Kılıçların Padişahı, yasal işlemler ve otoritedir.

Kadehlerin Ası; bolluk-bereket, aşk ve sevinçtir.

Kadehlerin İkilisi; aşk, nişan ya da evlilik ve ortaklıklardır.

Kadehlerin Üçlüsü; başarı, bolluk ve sevinçtir.

Kadehlerin Dörtlüsü, umutsuzluk ve hüzündür.

Kadehlerin Beşlisi, pişmanlık ve kıskançlıktır.

Kadehlerin Altılısı, geçmişe özlemdir.

Kadehlerin Yedilisi, boşuna çabalamaktır.

Kadehlerin Sekizlisi, aşkta utangaçlık ve sürprizlerdir.

Kadehlerin Dokuzlusu, dileklerin gerçekleşmesi ve mutluluktur.

Kadehlerin Onlusu, sevgi ve evliliktir.

Kadehlerin İçoğlanı, haber ve yeniliklerdir.

Kadehlerin Süvarisi, duygusal başlangıçlar ve romantizmdir.

Kadehlerin Sultanı mutlu bir evlilik demektir.

Kadehlerin Padişahı aşk adamı demektir.

Değneklerin Ası, başlangıçlar ve hızlı gelişmelerdir.

Değneklerin İkilisi, otorite ve cesarettir.

Değneklerin Üçlüsü, yolculuk ve girişimcilik demektir.

Değneklerin Dörtlüsü, kazançlı bir iş ve memnuniyet demektir.

Değneklerin Beşlisi, çekişme ve rekabettir.

Değneklerin Altılısı, zafer ve başarıdır.

Değneklerin Yedilisi, mücadele ve olumlu değişikliklerdir.

Değneklerin Sekizlisi, hızlanma ve olumlu iletişimdir.

Değneklerin Dokuzlusu, askıya alma ve erteleme demektir.

Değneklerin Onlusu, problem çözümü ve mutlak başarıdır.

Değneklerin İçoğlanı, mutlu haberler ve şans demektir.

Değneklerin Süvarisi, inisiyatif almak ve hamle yapmaktır.

Değneklerin Sultanı, sorumluluk alma ve sağduyudur.

Değneklerin Padişahı, dürüstlük ve miras konularıdır.

Dinarların Ası, para ve servet demektir.

Dinarların İkilisi, değişim ve ekonomik dengedir.

Dinarların Üçlüsü, yetenek ve itibar demetir.

Dinarların Dörtlüsü, mülk ve kazanç elde etmek demektir.

Dinarların Beşlisi, maddi zorluklar ve kayıplardır.

Dinarların Altılısı, cömertlik ve insan sevgisi demektir.

Dinarların Yedilisi, bir fırsatı kaçırmak ve pişmanlıklardır.

Dinarların Sekizlisi, maddi konularda tedbirli olmak ve el işleri konusunda yetenek demektir.

Dinarların Dokuzlusu, konfor ve maddi refah demektir.

Dinarların Onlusu, zenginlik ve servet demektir.

Dinarların İçoğlanı, para ile ilgili haberler ve yeni bir iş demektir.

Dinarların Süvarisi, çaba ve azim demektir.

Dinarların Sultanı, sorumluluk sahibi bir kadın ve zenginlik demektir.

Dinarların Padişahı, bilge ve sadık bir adam demektir.

Başak Burcu Kadını

Başak Burcu Kadını

Toprak elementinin yönettiği Başak burcu kadınlar; mantıklı, zeki, sakin, güçlü, hırslı, başarılı ve titiz kişilerdir. Pratik olduklarından sorunlara hemen çözüm bulmayı başarırlar. Yaratıcı, çalışkan ve yardımseverdirler. Hayatlarındaki her şeyi en ince ayrıntısına kadar detaylıca planlarlar. Olaylara duygusal değil mantıkla yaklaşırlar.

Başak Burcu Kadını Olumsuz Özellikleri

Detaycılıkları, titizlikleri, kıskançlıkları ve aşırı tutucu tavırları sebebiyle partnerleri ile zaman zaman sorun yaşarlar. Dışarıya karşı soğuk, ketum ve mesafelidirler bu da insanların onlara uzak durmasına sebep olur. Başak burcu kadını, insanları eleştirmekten ve kritik yapmaktan keyif alır.

İlginizi Çekebilir; Başak Burcu Özellikleri

Başak Burcu Kadını Özellikleri

Başak burcu kadını sevdiği zaman, karşısındaki insanın bu sevginin değerini ömrü boyunca bilmesini ister. Başak burcu kadınları için günümüzdeki sevgi anlayışları oldukça uzaktır. Kısa süreli ilişkiler, bir gecelik ilişkiler, samimiyetsiz aşklar başak burcu kadınının geleneksel yapısına tamamen aykırıdır. Bu tarz ilişkilerden uzak durur. Gerçek bir sevgi ile samimi bir biçimde derinden sevilmek ve güvenmek ister. Sadakat oldukça önemlidir.

Başak burcu kadını hayatına herkesi almaz, hayatına alacağı kişiyi kılı kırk yararak seçer. Kendisine saygı duyan ve yaşam içinde kendisine zorluk çıkarmayan erkekleri tercih eder. Başak burcu kadını onu destekleyen, güven veren, her durumda yanında olan ve sevgisini hissettiği kişiyi hayatına alır.

Başak Burcu Kadını Hangi Burçla Anlaşır?

Başak burcu kadını toprak elementinden olduğu için kendisi gibi toprak elementinden burçlarla iyi anlaşır. Su grubu burçlar ile de iyi ilişkiler kurduğunu söyleyebiliriz.

Ruh Eşi Nedir?

Ruh Eşi Nedir?

Ruh eşi tabirinin ilk ortaya çıkışı 60’lı yıllar Amerika’sıdır. İngilizcesi “soul mate” tir, hayatımızı anlamlı hale getiren ve ayrılsak dahi asla unutamayacağımız sevgili anlamına gelir.

Ruh eşi kavramı, iki kişi arasında oluşan ayrıcalıklı bir yakınlık, anlayış veya güçlü bir bağdır. Ruh kainat gezginidir, evrenlerde yer alan tüm yaşam formlarında bedenlenip tecrübe elde edebilir ve bu durum hayat planı doğrultusunda gerçekleştirilir. Bu kavram Spiritüel anlayışta ve reenkarnasyon inancında olan kişiler arasında yaygın olmakla beraber, günümüzde artık bu anlayışlara sahip olmayan kişiler tarafından da inanılır ve kullanılır hale gelmiştir. Ancak Spiritüalist görüşte olmayanlarca kullanımı, ruh eşi kavramının gerçek anlamından öte, yalnızca biriyle çok iyi anlaşılmasına ve aşk konularına bağlanmışolup konu aslından uzaklaşmıştır.

Ruh Eşi Nasıl Bulunur?

Spiritüalist (Ruhçu) anlayışa göre ruh eşi, kişinin tekamül gereksinimleri sebebiyle birçok enkarnasyonunda (yeniden doğup, bedenlenmesinde) birlikte olan ruhlara verilen isimdir. Ruh eşlerinin bu birlikteliği her enkarnasyonlarında illaki karı-koca ya da sevgili biçiminde gerçekleşmez bu birliktelik, anne-oğul, baba-kız, akrabalık, dostluk, arkadaşlık büyükanne-torun şeklinde de gerçekleşebilir. Anlayacağınız üzere işin içinde illa aşk meşk konuları yoktur, varlığın gelişim ihtiyacı vardır. Ruh eşi kavramında, varlıkların yaşamlar boyunca yakın ilişkide olması ve hayat planı dediğimiz ulu planlarının bu beraberliği Bir’in ve Bütün’ün en yüksek hayrına gerçekleştirecek şekilde düzenlenmesi söz konusudur.

Spiritüalist (Ruhçu) anlayışa göre ruh eşliği sonsuza kadar sürmez, ne zaman biteceği tekamülleri çerçevesinde karmik durumlarına ve hayat planlarına bağlıdır. Eş Ruh kavramını sadece aşkla nitelendirmek anlamsızdır ve bu düşünce biçimi dünya şuuruyla düşünen insanın mantığıdır. Ruh Eşi kavramı derin bir bağdır ve yaşamlar boyu sürebilir. Eş Ruhlar enerjetik anlamda birbirini dengeler, Ruh Eşimiz aslında bizim dünya ortamındaki tekamülümüzü gerçekleştirmemize fayda sağlayan oyun arkadaşımızdır.

Ruh Eşi Nasıl Anlaşılır?

Ruh Eşinizle karşılaştığınızda onu tanırsınız çünkü aslında yaşamlar boyu süregelen kutsal bir beraberliğiniz vardır. Tekamül Yasası gereği; O, sizin eksik yanlarınızı, siz de O’nun eksik yanlarını tamamlamak üzere ruhsal bir anlaşma yapmışsınızdır ve O sizi tüm eksiklerinizle kabul eden ruhsal dostunuzdur. Tartışmalarınız dahi birbirinize eksik yönlerinizi göstermek içindir.

Ruh eşiniz ile karşılaştığınızda ve hayatınıza girdiğinde önceki ilişkilerinizde yaşadığınız güven sorununu yaşamazsınız, kendinizi rahatlamış ve güvende hissedersiniz. O’na her koşulda güvenir, her şeyin onunla yoluna gireceğini bilirsiniz. O’na en doğal halinizle davranırsınız, rol yapmaz, maske takmazsınız çünkü içsel olarak güven duyarsınız. Sizi yargılamayacağını bildiğiniz için tüm gerçekliğinizle ona yaklaşırsınız ve hep hayatınızda olması için mücadele edersiniz.

Ruh eşinizle konuşmadan da anlaşabilirsiniz çünkü ruhlarınız iletişimdedir, O sizsinizdir, siz de O. Kendinizi O’nunla tamamlanmış, eksik yarınızı bulmuş gibi hissedersiniz. Normal şartlarda asla kabul edemeyeceğiniz şeyleri, ruh eşiniz söz konusu olduğunda sorun etmezsiniz. Bir kişiyi olduğu gibi, değiştirmek istemeksizin seviyorsanız ruh eşinizi bulmuşsunuz demektir.

Ruh Eşi Testi

Tekrar belirtmekte fayda var; ruh eşi kavramı romantik düşüncelerin çok daha üstünde bir kavramdır ve sadece duyguların tercümanlığı ile anlaşılamaz. Parapsikolojik bazı tespit yöntemleri vardır, her güven duyduğunuz ve sevgi beslediğiniz kişiye ruh eşi diyemeyiz. Aşk ilişkilerinde görülebileceği gibi, annemiz, babamız, çocuğumuz, arkadaşımız, dostumuz, eşimiz, teyzemiz, halamız, kuzenimiz gibi yakın çevremizden birileri olabileceği gibi, bir anda tanıştığınız biri de olabilir. Bu yüzden Ruh Eşi kavramına geniş bakmak ve bu durumun sadece tekamülümüz gereği olduğunu unutmamak lazım.

Burçlar ve Korkuları

Burçlar ve Korkuları

Zodyaktaki her burcun yansıttığı ayrı bir karakter ve özellik olmakla beraber bunun yanında elbette korkuları ya da endişe duymaya yatkın oldukları konular da vardır. Aslında bunları en doğru anlamda tespit edebilmek için her bireyin doğum haritasının bütününe bakılması gerekmekle birlikte, ortak bazı noktalara da rastlayabiliyoruz.

Koç Burcu; gizli saklı kalan konulardan, kendisine yeni hedefler bulamamaktan, çevresinde hedeflerini paylaşabileceği insanların olmamasından, kontrolün onun elinde olmamasından, özgürlüğünü kısıtlayacağı için yaşlanmaktan ya da hastalanmaktan korkar.

Boğa Burcu; sadakatsizlikten, kendinden kaynaklanmayan ama dış etkenlerden kaynaklanan etkilerle huzurunun ve rahatının bozulmasından, binbir güçlükle elde ettiklerinin elinden alınmasından ya da kayba uğramaktan ve konfor alanının bozulmasından korkar.

İkizler Burcu iletişim demek olduğundan bu burca mensup olanların en büyük korkusu bilgi alma ve bilgi verme konularında yetersiz kalmaktır. Elleri ve konuşma yeteneği ikizler için çok önemlidir bu yüzden bu iki özelliklerini kaybetmekten korkarlar.

Yengeç burçlarının başlarına kötü bir şey gelme gibi bir ihtimal hep kafalarının içinde bir yerlerde durur. Bunun dışında; yüksekten, karanlıktan, haşereden ve yüksekten korkabilirler.

Aslan burcu; gururunun incinmesinden, topluluk içinde küçük düşmekten, popülaritesini kaybetmekten ve otoritesini kaybetmekten korkar.

Başak burcu; hasta olmaktan, kendisine hastalık bulaşmasından, düzensizlikten ve başının belaya girmesinden aşırı derecede korkar.

Terazi burcu başkalarının dediklerini çok önemsediği için başkalarının yorumlarından, yanlış eş ya da partner seçmekten ve hayatlarında mutsuz olmaktan korkar.

Akrep burcu; güçsüz kalmaktan, gücünü kaybetmekten, mahremiyetinin ya da gizlediklerinin ortaya çıkmasından, ölümden ve geçmişte yaşadığı acıları tekrar yaşamaktan korkar.

Yay burcu; kendisini güvende hissetmemekten, ihmal edilmekten, hayatın gerçekleriyle yüzleşmekten ve yaptığı planların bozulmasından ya da uygulanmamasından korkar.

Oğlak burcu; kendisi hakkında olumsuz düşünülmesinden, başkalarının ne diyeceğinden, parasız kalmaktan ve hata yapmaktan korkar.

Kova burcu; hayatının rutine girmesinden, hareketlerinin kısıtlanmasından, istemediği şeyleri yapmaktan ve zayıf düşmekten korkar.

Balık burcu; yalnız kalmaktan, duygusal anlamda kendini ifade edememekten, fikirlerinin eleştirilmesinden ve kendini güvende hissetmemekten korkar.

Fedakarlık

Fedakarlık

Fedakarlık, günlük yaşamda sık sık kullandığımız bir sözcüktür. Feda etmek, fedakarlıkta bulunmak, özveride bulunmak hatta feda etmek anlamında terk etmek gibi sözcük ve deyimleri sık sık kullanırız.

Zaman zaman iyi ya da kötü fedakarlık uygulamaları da yapmaya çalışırız. Fakat önemli olan bunda ne kadar başarılı olduğumuzdur. Fedakarlık yaparken, karşı taraftan bir şeyler beklemeli miyiz yoksa hiçbir karşılık beklemeden mi yapmalıyız? Elbette ki karşılık beklemeden; zaten karşılık bekleyerek bir şeyi feda etmek ya da vermek, fedakarlıktan çok, alış veriştir yani “Al gülüm, ver gülüm”.

Ayrıca, herhangi bir nedenle, yani genel anlamda beklenti içine girmek, erdemli yaşayışa ters düşen bir durumdur. Çünkü, beşeri değer ve değerlendirmelerle içine girdiğimiz beklentinin konusu olan şey bizim gerçek yani içsel gelişim ihtiyacımız olmayabilir ve bu genellikle de böyledir. Çünkü biz, beşeri varlıklar olarak gerçekten neye ihtiyacımız olduğunu bilmekten çok uzağız. Zaten bundan dolayı da, herhangi bir vicdani itilimle bir fedakarlık denemesi yapmaya kalktığımız zaman bile, buna beklentilerimizi, sahte benliklerimizi karıştırmadan edemiyor ve fedakarlık eylemimizi, uygulamamızı bulandırıyor, beşerileştirmiş oluyoruz..

Bu nedenle, maddesel birikimimizden, parasal değerlerimizden önce; nefsani yanlarımızı, sahte benliklerimizi ve beşeri zaaflarımızla ilgili sorunlarımızı giderme yoluna gitmekte yarar var. Zaten esas fedakarlık da, nefsaniyetten fedakarlık etmek, nefsaniyetle ilgili yanlarımızı terk ve feda etmektir. Bunu yapmak, maddesel yani parasal fedakarlıklardan çok daha zordur. Terk etmemizin, feda etmemizin daha yararlı olacağını düşündüğümüz yanlarımız nelerdir? Bunlar, kendini bilme çalışmasının da konusu olan; tutkularımız, bağımlılıklarımız, eş koşmalarımız, ön yargılarımız, sabırsızlığımız, idraksizliğimiz ve anlayışsızlığımızdır. Nefsaniyetimizden kaynaklanan bu beşeri zaaflarımızın üzerine giderek nefsaniyette fakirleşmek makbuldür ve gerçek fedakarlık açısından gereklidir. Çünkü, erdemli insanlara özgü gerçek fedakarlığın gereği olan ruh zenginliği, nefsaniyette fakirleşmekle mümkündür. Örneğin Hz.İsa bu konuyla ilgili “Ne mutlu nefste fakir olanlara çünkü, melekut onlarladır.” demiştir.

Bunu başarabildiğimiz oranda nefsaniyet kabalığını yitirir, sahte benlikler sakinleşir ve edeplenir; ama o oranda da sadece uyanıklığımız değil, uyum ve esneklik kapasitemiz de artar. Burada, erdemli insanlara özgü fedakarlık sergilemenin gereği olan belli derecedeki uyum ve esneklikten kasıt; nefs ve sahte benlikler kanalıyla yataydan gelen beşeri ve maddesel koşullandırmalar ile, düşey olarak Yukarı’dan gelen şuurda uyandırıcı tesirleri bünyede dengelemektir. Bu denge bünyede oluşturulduğu zaman, içinde bulunulan zaman-mekan koşullarına uyum sağlanmış demektir.

Üzerinde enkarne vaziyette bulunduğumuz bu gezegen, evrenin bu köşesindeki zor bir tekamül okulu olarak, esneklik ve uyum pratikleri için bizlere bol bol olanak sağlayan, oldukça da kaygan bir zemindir. Dünyanın bu durumundan dolayı, bir bakıma; esneklik ve uyum dünya tekamül okulunun hedefidir. Çünkü, burada esneklik ve uyumu gerektirecek çok çetin koşullar, özellikle şu devre sonunun bitiş günlerinde yaygın vaziyettedir. Aslında bu durum içsel gelişim açısından ve dolayısıyla da fedakarlık uygulamaları açısından çok verimli bir olanaktır.

Dünyada toplu halde yaşarken, yaptığımız işlerden çok, beşeri ilişkiler çerçevesinde ki bunların pek çoğu rahatımızdan, bireysel ilke ve alışkanlıklarımızdan fedakarlık gerektiriyor; sergilediğimiz müşterek çalışmalar içinde bulunan bizlerin müştereken belli bir ilkeye ya da ilkelere tabi olmasıdır. Örneğin; bir kütüphanedeysek, toplu ulaşım aracında ya da barda isek, her ne topluluk içinde bulunursak bulunalım; bu ortamlarda bizim kendi bireysel ilke ve alışkanlıklarımızdan çok, içinde bulunduğumuz mekanın, bir ferdi olduğumuz topluluğun ilkesine ve yaptırımına uymak, ona adapte olmak zorunluluğuna tabiyiz. O ilkeye ya da ilkelere ve oranın koşullarına esneyerek uyum sağlamak durumundayız ki bu da zihinsel ve bedensel konforumuzdan, kendi beşeri ilkelerimizden fedakarlık ederek, söz konusu uyum ve esnekliği sergileyebilirsek, her seferinde fiillerimiz o oranda erdemlere yönelik olacaktır.

Fedakarlık Ne Demek?

Müşterek bir çalışmanın gereği olan bir ortak alanda bulunan bireyler, kendi bireysel ilkelerinden feda edip, ortak alanın ilkesine ve ilkelerine uyum sağlayabildikleri ölçüde, o alanın süptilitesi artacak, tesir kuşağı güçlenecek ve Yukarı ile yani tesir planı ile bağlantısı o derece güçlü olacaktır. Belli bir amaç uğrunda başarıya ulaşmak ancak, bu anlamda fedakarlıkla gelen uyum ile olasıdır. Genel anlamda da olsa; bir ortak alanda, fedakarlıklarla sağlanan uyum ve esnekliğin belli bir düzeyi yakalanamadıkça, başarıya ulaşılamaz.

Değişik kapsam ve kalitedeki ortak alanlar içinde yaşarken, gerekli esnekliğin gösterilmesi, sadeleşmek ve beşeri, nefsani zaafları terk ile artar. Bir ortama ve oranın koşullarına uyum sağlayabilmek için esneklik şarttır. Bu uyum belki imajinasyon ile kolaylaştırılabilir. Bir duruma fiziksel olarak iyi bir şekilde adapte olabilmek için, önce imajinatif olarak onu yaşamakta yarar olabilir.

Realite basamakları ve tekamül yasası açısından da; uyum sağlamadan, bir basamaktan ötekine sıçranamaz. Bireyi bir üst basamağa sıçratacak uyum ve esneklik ise, üzerinde bulunduğumuz basamakta olabildiğince sadeleşmek ve elbette ki bu sadeleşmenin gereği olan fedakarlıkları çevreden esirgememektir. Bu anlamda sadeleşebildiğimiz oranda yüksek, süptil tesirlere daha iyi bir anten ya da daha temiz bir ekran oluşturma şansını yakalayabiliriz. Bu tutum, şuurda uyandırıcı ve gelişime zorlayıcı süptil tesirlere uyum hareketleri yapmakla olasıdır ki, bu hareketleri olası hale getiren esneklik, fedakarlıkla sağlanan sadeleşmenin sonucudur. Bu anlamda bir fedakarlık uygulaması çerçevesinde sabrın ve tahammülün haletini yaşamak; içsel gelişim açısından bireye çok şey kazandırır.

Bunda başarılı olmak için fedakarlık, sabır ve tahammül uygulamasının yanı sıra, kendi içimizde de uyumlu olmamız gerekir. İçsel uyumsuzluk ve dengesizlik, fedakarlık gibi başka erdemlerin önünde de engel oluşturur. Bu nedenle, içsel gelişime katkısı olacak bir fedakarlık sergileyebilmek için de birey önce kendi içindeki çelişkilerinden kurtulmalıdır.

Yeni olana, yüksek yani süptil tesirlere uyum sağlayamamak, tutuculuğu ve ataleti beraberinde getirir. Uyum zorluğunu; kendini tanıma çerçevesinde idraklenme cehti ile ortadan kaldırabiliriz. Aksi taktirde uyumsuzluk, ıstırabın nedenidir. Beşeri takıntılarımızı, özdeşleşme ve bağımlılıklarımızı terk edememe yani, onları feda edememe beceriksizliğimiz ıstıraplarımızın nedenidir. Tüm olaylar, uyum ve esneklik kapasitemizi artırmak içindir; bu içsel gelişim olanağından fedakarlık uygulamaları içinde yararlanmalıyız.

Fedakarlık kavramıyla yakın ilgisinden dolayı sık sık değinmek zorunda kaldığımız sadelik ve safiyet içsel gelişim açısından kazanılması gereken en değerli erdemlerimizden birisidir. Çünkü, safiyet ve sadelik ve böyle bir titizlik içinde bulunmak bağlı olduğumuz ruhsal planın merkezine yönelmektir. Sadıklar Planı Tebliğlerindeki, “Sadelik ve basitlikte hikmet vardır.” ifadesinde anlamını bulan bu durum geleceğe uyum sağlamakla da ilgilidir: Geleceğe uyum, sadeleşmeyle olacaktır. Bu uyum da büyük ölçüde, etkilere karşı gerekli esnekliğin gösterilmesiyle olasıdır. O halde, nefsten fedakarlık ve nefsaniyetle ilgili zaafların terki demek olan sadeleşmeye dikkat etmek gerek…

Nefsaniyet ne kadar eğitilirse eğitilsin, o sadece inceltilebilir ama asla sıfırlanamaz. Her fırsatta da fedakarlık eylemlerimize sızarak onları bulandırmaya çalışır. İşte bu yüzden gerçek uyanıklık bireyin kendi nefsine karşı olan uyanıklılığıdır. Nefse karşı uyanıklık gerçek samimiyettir. Yine Sadıklar Planı Tebliğlerinde, “Ferdin, nefsaniyeti karşısında aldığı tavır samimiyettir.” denir. Gurdjieff, nefsine karşı uyanık ve samimi insanı, Kendini hatırlayan insan olarak kabul eder. Fedakarlık hamleleri yerine, nefsani davranışlarda bulunmak bizi dünyasal bir yerlere bağlar, değişim ve gelişim spiralinde ilerleyişimizi engeller. Bu olumsuz durum bir bakıma samimiyetsizliktir. Çünkü, “Samimiyet, nefsaniyetin karşısında hakiki olarak vicdan kanalı ile kendisine verilmiş olan bilginin her zaman galip gelmesi için gösterilen cehittir. Görevini yerine getirmekte olan varlığın, görevinin ana materyalleri üzerinde hiçbir zorluğa aldırış etmeden uygulama içerisinde bulunması samimiyeti ifade der.” (Sadıklar Planı)

Süptil yani fedakarlığın en üst boyutunda; her türlü beşeri kirden, pasdan uzak, bencillikten, çıkarcılıktan arınmışlık, sevgi enerjisiyle dolu ve bilge insanlara özgü, gerçek bir vericilik, fedakarlık ve terk vardır. Tarihte bu tür fedakarlık gösteren bilinen ya da bilinmeyen sayısız varlık vardır. Bunlar, fedakarlığı yaşam tarzı haline getirmiş pozitif yayın odaklarıdır. Bu durumda olan insan, Bütün’e sürekli pozitif katkıda bulunuyor ve sürekli vericilik halinde genel tekamülü kolaylaştırıcı, uyanmakta zorluk çekenlere yardımcı bir işlev görüyor demektir. Bu insanda fedakarlık erdemiyle birlikte yardımlaşma ve dayanışma bilinci de gelişmiştir. Onun çevresine yardımı adet olmuş, komşular alışverişte görsün ya da birilerinin dikkatini çekmek ve gözlerine girmek için değil, içten gelen bir itilim ile yardımlaşma ve dayanışma bilincinin gereği olarak sergilenen bir eylemdir. Böyle bir insan için kendinden başkalarına hizmet etmek, vericilik ve fedakarlık yapmak; var olmanın, insan olmanın gereğinden başka bir şey değildir.

Fedakarlik nedir
Fedakarlık Nedir?

Fedakarlık Nedir?

Beşer tarihinde en güzel fedakarlık örneklerini, Yukarı’ya en yakın olan beşeriyetin öncüsü bu yüce varlıklar yapmışlardır ki bunlar adları bilinen veya bilinmeyen peygamberler ve velilerdir. Onlar bunu en güzel ve doğal olarak yapmışlardır. Çünkü onlar Dünya Rab Planı’nın merkezine en yakın noktalardan buralara kadar sarkmış enkarnasyonlardır. Bu varlıklar, sessiz sedasız, adeta geldikleri planların görünmeyen uzantıları olarak her türlü sıfat ve övgüden uzak yaşamışlar, sürekli vericiliği kendilerine günlük yaşam şekli haline getirmişlerdir. Zaten bu varlıklar, kendilerinden başka herkese hizmeti, geliştirmeyi kendilerine vazife edinmişler ve bu yönde maddenin kölesi değil, efendisi, yöneticisi ve insanların da rehberi olarak vazifelerini yapıp gitmişlerdir. İsa’yı burada örnek olarak verebiliriz. Bu yüce varlık insanlık için kendini feda etmiş, türlü işkenceler çekmiştir.

Tüm bunlardan anlaşılıyor ki, fedakarlık; ALLAH’ın en belirgin isim sıfatlarından birini bedende tezahür ettirmektir ki bu da Sufizm’de “ALLAH’ın rengi ile renklenmek”, ya da “ Tanrı’nın sıfatlarıyla sıfatlanmak…” olarak geçer. Çünkü, fedakarlık esasen nefsaniyetten, sahte benliklerin olumsuz ve uyumsuz yanlarından feda etmektir. Onlar bunu başarmış ve bizler için taklit edilmeye değer yüce varlıklardır.

Gerçek sadeleşme ve arınma, bu anlamda olmak üzere fedakarlıkla gelir. Maldan, mülkten feda etmek belki daha kolaydır. Hatta biz bunu, toplum içindeki statümüzü güçlendirmek ve daha çok kaale alınmak için de yaparız. Nefsin feryadına rağmen; rahatından fedakarlık yapıp, birine ya da birilerine hizmette bulunmak çok daha zordur. Oysaki, yardımın makbulü gizli olarak yapılanıdır. İşte eğer sahte benliklerimizi eğitememişsek, gerçek anlamdaki böyle bir fedakarlığı ve yardımı yapamayız. Çünkü, beşeri bir çıkara yönelik olmayan vericiliğe sahte benlikler izin vermez.

Zorluk ve ıstıraplara esneyerek, uyum sağlamak, fedakarlık yapmamızı engelleyen dirençlerimizden kurtulmak, duygusallıklarımızın ve nefsimizin tutsaklığından kurtulmak, değişip, gelişmek, değer kazanmak ve yeni insanlık realitesine tekamül sıçraması yapabilecek hale gelmek ve en önemlisi bu okulu bitirip gitmek istiyorsak, fedakarlık uygulamalarımızı ciddiyetle ele almalıyız. Çünkü kurtuluşumuz, dünyasal olan her şeye karşı sadeleşmede, terkte ve feda etmededir.

Zamanı gelince ve her an, kullandığımız ve kullanmakta olduğumuz araç ve gereci hemen yenisiyle değiştirebilecek, yani onları hemen feda edebilecek mantalitede bulunmalıyız. Bizler ruh ve beden ikilisinden oluşan varlıklarız. Ruh varlığı yani özümüz için, feda edilecek, terk edilecek, kazanılacak ya da kayıp edilecek bir şey yoktur. Çünkü onda her şeyin bilgisi vardır ve evrenin aslen verici ve aktif elemanıdır.. Esas olan da, bizim bedensel ben olarak; aslımıza, öz kendimize benzemektir yani Sufizmdeki tabiriyle “Tanrı’nın sıfatlarıyla sıfatlanmak.”

Ruh varlığı için, mutlu ya da mutsuz olmak, azap çekmek diye bir şey de söz konusu değildir; bunların hepsi ruhun bedenli hali olan, bağlı şuura sahip insanın yani, bedensel benin sorunlarıdır. Halbuki esas olan, bedenli haldeyken de, bedensizmiş gibi yaşamaktır. Başka bir ifadeyle, bireysellikten kurtulmak, yardımlaşma ve dayanışma bilinci içinde varlığın birliği şuuruna ulaşmaktır. İşte bizi bu aşamaya yükseltecek en etkili uygulama fedakarlık uygulamasıdır. Tüm dinlerin ve inisiyatik öğretilerin ezoterik özünde binlerce yıl fedakarlığın önemi vurgulandı. Fedakarlık, olgunluk, erdemlilik ve bilgelik göstergesidir. Fedakarlık, eğer bir erdem ise, bu erdemin önündeki engel, nefsaniyet kavramında anlamını bulan sahte benliklerdir. Açgözlü, nekes ve elci (digerkam) olmayan sahte benlikler, fedakarlığın önündeki engellerdir.

Dünyaya geliş amacımız, özümüzdeki bilginin uygulamasını yapmaktır. Varlık, İlahi İrade Yasaları çerçevesinde, değişik zaman ve mekan koşullarına uyarak maddesel mekanlarda tezahür eder, bedenlenir ki bu, ruh varlığı için en büyük fedakarlıktır. Titreşim ve süptilite olarak maddeden çok üstün durumda olan ruh varlığının, seçme özgürlüğü ve iradesi doğrultusunda maddesel ortamlara, oraların yasaları ile zaman-mekan koşullarına uyum sağlayarak tezahürata ve yaratılışa hizmet etmek gerçi onun kozmik görevidir ama bu aynı zamanda onun için en üst düzeyde bir fedakarlıktır: Maddeyi geliştirmek için, maddeleşerek maddenin içinde tezahür etmek… Bu uyum sağlama işi, ruhun ezeli ve ebedi uğraşısıdır. Böyle yapmakla; kendi gelişirken, maddeyi de geliştirir. Bu uyum sağlama işi, esasen ruh varlığı olan bizim en büyük fedakarlığımızdır. Bu etkileşimde ruh, hep verici, madde ise alıcı taraftır; sonunda, madde de giderek ruhsallaşır, ruhun ezeli ve ebedi fedakarlığı sayesinde.

Madde, ruh varlığına kendi olanaklarını sunmakla ona, liyakat sınavları için laboratuvar malzemesi oluşturmuş olur, maddeye enkarne ruh varlığının fedakarlık erdeminin bedende tezahür etmesine araç olur. İçindeki gizli bilgiyi ve yasaları keşfetmemiz için bizim her türlü deneme girişimimize izin verir. Biz onunla özdeşleşmediğimiz sürece bu etkileşim içsel gelişim yönünde sürüp gider. Aksi taktirde enkarnasyon amaçlarımıza ulaşamadığımız, fedakarlık gibi öteki erdemleri bedende tezahür ettiremediğimiz gibi, maddeye karşı olan onu geliştiricilik görevimizi de yerine getirememiş oluruz. Madde, böyle bir bilinçle kullanıldığı zaman, esas olarak, kendi doğası olarak şuursuzca da olsa vericidir.

Ama biz onu putlaştırmaya, onunla özdeşleşmeye kalktığımızda, o bu işlevini gerçekleştiremez, bize araç olma hizmetini yerine getiremez. Toprak anayı düşünelim; bağrını ruh varlığına açmış, onun her türlü uygulamasına, insanın her türlü kaprisine ve zararına tahammül ederek fedakarlıkta bulunuyor. Tabii tüm bunların karşılığında o da gelişiyor. Varlık varlığın gelişimine hizmet ettikçe, bunun için fedakarlıklara katlanabildikçe gelişir.

Ruh ise, seçme özgürlüğü ve iradesi yönünde maddeye yönelip, maddesel uygulamalar yapıyor. Enkarnasyonları boyunca, maddeyi geliştirerek, insan olarak ara plan görünümünde ruh ve madde alemleri arasında iletişim görevini üstleniyor: Fizikten aldığını fizik ötesine, fizik ötesinden aldığını fiziğe aktarmaya çalışıyor. İşte bu girişim ruh varlığının ta başlangıçta sergilediği en büyük ve evrensel fedakarlığıdır. Esasen ruh varlığı için, fedakarlık diye bir şey yoktur çünkü, kendisi olduğu gibi ve her şeyiyle, özü itibariyle zaten fedakardır, tezahüratın verici elemanıdır. Ruh varlığının bu hali bize göre fedakarlıktır. Ruh varlığı için fedakarlık yapmamak, verici olmamak diye bir durum söz konusu değildir. Ruh varlığı için fedakarlık yapmak değil, vazife yapmak, bir üstüne hizmet etmek söz konusudur. Çünkü bir üste hizmet etmek, Yaradan’ın muradının gerçekleşmesine hizmet etmektir. Anlaşıldığı gibi, fedakarlık ve vazife arasında sıkı bir bağ vardır. Fedakarlık erdemi bedende tezahür ettikçe vazife yapma becerimiz ve kapasitemiz de artar.

Nefsani davrandığımız zaman, fedakar olamıyoruz. Ne kadar verici olsak, terkte bulunsak, feda etmiş olsak da maalesef o fedakarlık sayılmıyor. Çünkü nefsaniyet hep alıcılık, fedakarlık ise tam tersi hep vericilik. O halde, nefsimizi kontrol altında tutabildiğimiz ölçüde fedakar olabiliyoruz. Fedakar olabildiğimiz ölçüde de vazife yapma hakkımızı daha çok kullanabiliyoruz. Varlığa puan kazandıran ve hamle yaptıran, vazife yapma hakkını kullanış yüzdesi ve biçimidir. Çünkü varlık esasen vazife yapmak için, hizmet etmek için vardır ve bunun için şekilden şekle girerek tezahür eder, enkarne olur. Hangi gelişim düzeyinde olursak olalım, her hareketimizin amacı vazifedir çünkü evrende, vazife yapmanın; yani, İlahi Murad’ın gerçekleşmesine hizmetin dışında bir aksiyon yoktur.

Yaşam içinde, egoistçe ve çıkarcı olarak davranıp davranmadığımıza dikkat etmeliyiz. Ruh varlığı olarak bizlere düşen, fedakarlığımızı ve vericilik fonksiyonumuzu en süptil şekilde yani kendimizin bile fark etmeyeceği kadar doğal bir şekilde yapmalıyız. Maddenin cazibesiyle, beşeri endişe ve kaygılarla, gösteriş olsun diye veya bir menfaat, çıkar karşılığında şova dönüşmüş, daha çok kaale alınmaya yönelik fedakarlık gösterileri yapılabilir. Bu aslında işin başlangıcıdır, fedakarlık antrenmanlarıdır ve nefsaniyetin baskısından dolayıdır ama hiç yoktan iyidir. Nefsaniyet azaldıkça, uyumsuz yanımız eğitildikçe fedakarlıklarımız da gitgide süptilleşir ve aşkınlaşır.

Tesadüf Nedir?

Tesadüf Nedir?

Tesadüf kelimesi günlük konuşmalarımızda sıkça kullandığımız bir sözcüktür fakat günlük dilde bir kavram ya da felsefi anlamda kullanmayız. Ancak dikkatli ve bilgili bir zihin bu sözcüğü kullanırken oldukça itinalı davranacaktır.

Tesadüf kelimesi Arapça’dır. Türkçe’ ye en yakın karşılığı rastlantıdır. Rastlantı; önceden kestirilemeyen, isteğe, kurala veya belli bir sebebe dayanmaksızın bir olayın ortaya çıkmasıdır. Batı dillerindeki karşılığı ise şans olup, talih, fırsat, ihtimal gibi anlamlara gelir fakat Türkçe’ deki günlük kullanımda fırsat anlamı neredeyse hiç bilinmemektedir.

Tesadüfün çeşitli tanımlamaları vardır. Örneğin; düşük ihtimalli bir şeyin olması, yalnız olasılıklara bağlı olduğu düşünülen olayların görece nedeni, sebepler ve olaya dahil parametrelerin önemli bir kısmı görülemediğinde yapıştırılan etiket, olması imkansız gelen bir şeyin olması halinde, derinlikte vurgun yememek korkusu adına kabullenmeyi sağlayıcı bir kelime gibi açıklamalar bunlardan bazılarıdır.

Yaşamımızda karşılaştığımız olayların belirli sonuçlara doğru birbiri ile bağlanış ve sıralanışı acaba rastgele mi olmaktadır? Olayların amaçsız ve önceden tasarlanmadan birbiri ile bağlantısı var dersek o zaman tesadüfün tanımı kendiliğinden ortaya çıkacaktır. Bu mantıkla bakarsak tesadüfte şuurlu bir işleyiş, oluş yoktur. Sayısız olay, olanak ve pozisyonlardan birinin bile gerçekleşmesiyle ortaya bazı sonuçlar çıkıyor ve bu sonuçlardan da bir şuur, bir amacın gerçekleştiği görülüyorsa buna tesadüf denebilir mi?

Evrende Tesadüfe Yer Var Mıdır?

Avucumuza bir sürü harf alıp bunları yere serpsek, serptiğimiz harflerden düzgün bir cümle meydana gelme olasılığı azdır. Eğer kombinasyon hesabı yaparsak böyle bir şeyin meydana gelme olasılığı herhalde milyarda bir ihtimaldir. Buna rağmen hayatımızda olasılık ve tesadüf olarak görünen olaylar sık yaşanır. Olayların nedenlerini bir kenara bırakıp rastgele meydana geldiklerini söylemek hatadır çünkü Socrates’in de dediği gibi “Evrende tesadüfe tesadüf edilmez”. Bir üstat tesadüfün tarifini şöyle verir; “Tesadüf, olayların olmadık bir zamanda meydana gelmesidir”. Karşılaşılan olaylara bu tesadüftür diye yaklaşmak bilgisizliğin sonucudur. Olayların sonucunu önceden bilebilmek ya da görebilmek için öncelikle nedenleri hakkında bilgi sahibi olmamız gerekir. O zaman olay bizim için önceden bilinir ve tesadüf olmaktan çıkar.

Bazen hayatımıza giren öyle insanlar olur ki; onların belli bir amaca hizmet etmek, bize bir ders vermek, kim olduğumuzu ya da olmak istediğimizi bulmamıza yardım etmek için bizimle olduklarını yüreğimizin derinliklerinde hissederiz. Bu insanların kim olacağını asla önceden kestiremeyiz. Belki oda arkadaşımızdır, komşumuz, öğretmenimiz, uzun zamandır görmediğimiz bir arkadaşımız, sevgilimiz ya da belki de sadece göz göze geldiğimiz bir yabancı. Her kim olursa olsun, o kader anında hayatımızın bir biçimde etkileneceğini biliriz ya da hissederiz.

Bazen de hayatımızda öyle olaylar yaşarız ki; o anda bu olaylar bize korkunç, acı dolu veya haksız gibi görünür. Ancak fırtına dindikten sonra bütün bu olayların üstesinden gelmemiş olsak, asla potansiyelimizin, gücümüzün, azmimizin ve yürekliliğimizin farkına varamayız.

Her olayın bir gerçekleşme nedeni ve her karşılaştığımız insanla bir karşılaşma nedenimiz vardır. Hiçbir şey tesadüfen, kötü ya da iyi şans nedeniyle gerçekleşmez. Hastalık, yaralanma ve deneyimsizlikler, bizi test eden olaylardır. İster olaylar, ister hastalıklar, ister ilişkiler olsun, bu testler olmasaydı hayat hiçbir yere varmayan düz ve sıkıcı bir yol gibi uzayıp giderdi. Güvenli ve rahat ancak boş ve amaçsız.

Tesadüften sık sık söz edilir. Mesela yaz günlerinde pikniğe gidenler, “Pikniğe gittik tesadüfe bakın yağmur yağdı, pikniğimiz berbat oldu.” derler. Bir başka örnek; “Arabamızla tatile giderken tesadüfen yola çıkan bir kamyonla çarpıştık. Her şey altüst oldu” veya “Tesadüfen dolu yağdı, mahsul harap oldu, düğün yapacaktık, planlarımız bozuldu” derler. Halbuki bu üç örneğin de tesadüfle ilgisi yoktur. Çünkü arabanın biri bir dakika yola geç çıksaydı çarpışma olmazdı. Takvime bakılıp düğün tarihinde mevsim şartları kontrol edilse düğün iptal olmadan uygun tarihte yapılabilirdi. Kainatta genel bir plan vardır, nerde, ne zaman, ne olacağı en ufak ayrıntısına kadar bilinir çünkü organize edilmiştir. Biz insanlar bu planın gerçekleşen noktalarına hazırlıksız yakalandığımızda tesadüf diye adlandırırız. Tesadüf kelimesini sözlüklerimizden çıkarıp atamayız ancak tesadüfe de tabi olamayız. Tesadüf olayların ve yaratılanların üzerine çekilmiş ince bir perdedir. Onun altında kainata nizam vereni bilmeli ve ona inanmalıyız.

Bu Yazı İlginizi Çekebilir; Tekamül Yasası

Tesadüf Ne Anlama Gelir?

Tesadüfler, tekamül yolunda ihtiyacımıza göre önümüze çıkarılan senaryolardır. Tesadüf dediğimiz olguyu, hami varlıklarımız bizi çok yakından izledikleri için, zaman ve mekan kesişmesine göre önümüze koyarlar. Yaşamda tesadüf ya da rastgelelik yoktur ihtiyaçlar vardır. Varlık bir şeye ihtiyaç hissettiğinde, onunla ilgili bir uygulama yapacak demektir. Enerji düzeyi onun gereksinimini belirlediği için, o ihtiyacı gerektiren enerjiyi taşıyacak senaryo varlığın önüne konur. Bu bir organizasyondur. O uygulama sonucu varlığın geldiği noktaya göre tekrar olaylar zincirinin başka bir halkası devreye sokulur. Bu böylece devam eder ta ki ihtiyaç giderilinceye kadar.

Tesadüfler ruhsal yöneticiler tarafından organize edildiğine göre, biz buna çözülmesi gereken problemlerin deşifre anahtarları diyebiliriz. Aslında bunlar, tekamül yolundaki duraklardır. Bu duraklar önceden belirlenmiştir, o noktalarda durmak ya da uğramadan geçmek bizim elimizdedir. Biz bunlara tesadüf demek yerine, ihtiyaçlarımız diyebiliriz.

Tesadüf dediğimiz rastlantılar, eksiklerimizi tamamlamak için özellikle hazırlanmış, organize edilmiş planın küçük parçalarıdır. Bu küçük oyunlar, oynanacak büyük piyesin tamamlanması için yapılan antremanlardır. Büyük oyuna tüm varlıklar iştirak edeceklerdir. Oyunun kuralı bellidir. Ancak biz, bize düşen rolü oynamak, başarmak zorundayız.

Olaylar arasında onları birbirine bağlayan sebep-sonuç halkaları vardır. Fakat bilgimiz bu bağları görecek düzeyde değilse, bu bağların bir kısmı gözümüzden kaçar, kopukluklar olur ve böyle olunca da olayların karşımıza nedensiz ve tesadüfen çıktığını sanırız. Fakat bilgi seviyemiz artıp, frekansımız yükseldikçe bize soyut gibi görünen olaylar arasındaki halkaları fark etmeye başlarız. Doğadaki olaylar daima güzele, iyiye ve yücelişi sağlayıcı bir yönde maksatlı bir zeminde gelişirler ve bu gelişim şuurlu etkinliklerin sonucu olarak ortaya çıkar. Üstat Bedri Ruhselman bu konuda “Biz müspet ilim sahasında ilişkiler kanunundan uzak hiçbir hakikat tanımıyoruz.” der ve sebep-sonuç ilişkisinin önemini vurgular. Olaylar tabiat kanunlarına göre umulmadık şekilde ortaya çıkmaz. İlliyet prensibi yani sebep-sonuç yasası, tekamülün, belki de kainatın en temel ve anlamlı bir tezahürü olarak kalacaktır.

Olayların nedenleri hakkında tam bir bilgiye sahip değiliz. Sebep-sonuç zincirinin halkaları bizler için kopukluklarla doludur. Bu nedenle de olayların tesadüfen ortaya çıktığını iddia etmek gibi akıl dışı bir düşünceye sahibiz. Olaylar aslında sebep-sonuç yasası gereğince doğa kanunlarına uygun ve onların belirli kıldığı neticeler halinde sonuçlanırlar. Ayrıca bu sonuçlanış, sadece kanunlara tabi oluş şeklinde değil, belirli bir maksat ve gayeye hizmet edecek şekilde şuurlu ve planlı uygun bir sıraya konulmuş bir eser ortaya çıkar.

Nedensiz hiç bir şey yoktur, fakat nedenlerini bilmediğimiz sonsuz olaylar vardır. Ve insanları tesadüf hurafesine inandıran etkende bilgisizliktir.

Olayların nedenlerini bilmeyişlerimiz, o nedenlerin mevcut olmadığı hakkında yeterli ve kesin bir delil olarak kabul edilemez. Bilgisizliğimizin sınırı herkese göre değişir. Bir çocuk, bir köylü, bir öğrenci ya da bir alime göre bu sınır gittikçe genişleyebilir. Şu durumda realitelerin genişlemesi, ruhların yükselmesi, tesadüf fikrini daraltır. Bir cahil için her şeyde tesadüf vardır. Realitelerin sonsuzluğu karşısında mutlak bir olgunluk ya da mutlak bir nedensellik söz konusu değildir çünkü realite değişince bu mutlaklıkta değişir. Ancak sonsuz bir yüceliş, değişim ve olgunluk demek olan tekamül sonsuzdur.

Hiç düşünüyormuyuz acaba; kainatta cereyan eden bütün olayların oluşundaki amaç nedir? Bugünkü realitemiz açısından bunun açıklamasını şöyle yapabiliriz. Olayların meydana gelişinde devamlı, derece derece ve asla geri dönmeyen bir ilerleme, bir tekamül vardır. Her şey iyiliğe, güzelliğe, daha yüksek kudretler kazanmak üzere ilerliyor.

Bilgisizliğimiz nedeniyle bazen olayların hakkımızda iyi olmadığı ya da bizi ızdıraba sürüklediğini düşünürüz. Fakat aslında bu olaylar tekamülümüze hizmet için tertipli olarak karşımıza çıkmaktadır. Hoşlanmadığımız, ıstırap ve acı veren olayların sonradan mutluluğumuz, selametimiz ve tekamül yolunda yol almamız için nasıl bir olanak hazırlamış olduklarını gözlemlemişizdir. Her şey iyiliğe, kadiri mutlak Yaradanın, bizim ancak sevgi kelimesiyle ifade edebileceğimiz ilahi ilişkisinin çekiciliğine kapılmış olarak en yüksek değere ve olgunlaşmaya doğru ilerlemektedir. Ve bu yücelmeyi hazırlayan en önemli konuda sebep-sonuç yasasıdır. Aklı olan bilir ki, hangi olayla karşılaşırsa karşılaşsın, o olay uzak ve yakın bir gelecekte kendisine mutlaka bir iyilik getirecektir çünkü kötülük, ıstırap ya da acı zannettiğimiz her şey bir iyiliğin müjdecisidir.

Tesadüf Neden Yoktur?

Charles Darwin, tesadüf kavramı bağlamında bir akım olan Evrimci teoriyi geliştirmiştir. Darwin mutlu tesadüf ana fikri ile kör bir mekanizma neticesinde evrimin gerçekleştiğini öne sürmüş, bir yaratıcıyı ve sebep-sonucu kabul etmemiş ve varolan her şeyin tesadüfen bu şekle, bu hale geldiğini düşünmüş, iddia etmiş ve savunmuştur. Günümüzde halen bu fikri benimseyenler vardır. Darwinizm, hayatın kendiliğinden bir anlamda tesadüfen oluştuğunu, canlıların birbirinden mutasyon yani değişim yoluyla türediklerini öne sürmüştür. İnsan da bu yoruma göre, kendinden bir önceki halkayı maymunun oluşturduğu bir dizi evrim sürecinin, bir yaratanı olmadığı için de bir tesadüfün ürünüdür.

Kainata bakılınca, her şeyin bir nizam ve intizam içinde olduğu, hiçbir şeyin başıboş olmadığı görülür. Uzayda saatte 1600 km. hızla dönmekte olan, içi ateş dolu bir gezegen olan dünyanın üzerinde, yalnız yer çekimi kuvveti ile kalarak, insanın ve diğer canlı varlıkların yaşaması tesadüf değil, büyük ve harika bir organizasyondur.

Güneşin sıcaklığı, sathında 5500, merkezinde ise 20 milyon dereceyi bulur. Dünyanın güneşe olan mesafesi, bizim ihtiyacımız olan sıcaklığı alacak kadar ayarlanmıştır. Eğer dünyanın güneşe olan uzaklığı daha fazla olsaydı, dünyaya daha az ışık gelir, soğuktan hiçbir canlı varolamazdı. Dünya güneşe 150 milyon km.den daha yakın olsaydı, daha fazla ışık gelirdi ve sıcaklıktan hiçbir canlı varolamazdı. Bu ince hesabı nasıl tesadüftür diyerek geçiştirebiliriz?

Başka bir örnek; eğer okyanusların dağılımı şimdiki gibi yaygın olmasaydı, yağmurda önemli ölçüde bir azalma görülür, neticede, şiddetli bir kuraklık hüküm sürerdi. Okyanuslardan buharlaşan su, sadece okyanuslar üzerine düşmez. Su buharı olarak havaya karışır ve üst atmosferdeki kuvvetli rüzgarlarla dünya üzerine dağılır, böylece ihtiyaç duyulan nem, değişik bölgelere kadar uzanır. Her bölge, az veya çok suya kavuşur.

Her madde ısınınca hacmi büyür, soğuyunca küçülür. Fakat su +4 C’ den itibaren soğursa hacmi genişler. Suda bu özellik olmasaydı, deniz ve göllerde buz haline gelen su tabakası dibe çöker ve bu olay 0 C ve daha düşük sıcaklıkta tekrarlanarak neticede suların buz tabakaları yığını haline gelmesine sebep olur, böylece buradaki bütün canlılar ölürdü. Suyun böyle bir özelliğe sahip olması tesadüf müdür? Suyun bu özelliğinin de bir gaye içinde olduğu görülür. Bir gayeye hizmet eden sebep ise tesadüf olamaz.

En büyük iplik fabrikalarının, modern makinalarda yaptığı ipek, küçük bir ipek böceğinin yaptığı ipek randımanının çok altındadır. İpekböceği dut yaprağını yedikten sonra ondan ipek imal edebildiğini deneme yanılma yöntemiyle ya da tesadüfen mi öğrenmiştir?

Eğer ağustos böceğinin boyu, bugünkü ses cihazları kadar büyütülürse, yapılan hesaplara göre çıkaracağı sesle camlar kırılır, duvarlar yıkılırdı. Bunun gibi, eğer bir ateş böceği, bir sokak lambası kadar büyütülmüş olsa, bütün bir mahalleyi gündüz gibi aydınlatırdı.

Bu örnekler çoğaltılabilir ve tüm bu örnekleri tesadüfle açıklamak tamamen akıl dışıdır.

Tesadüf Ne Anlama Gelir?

Tesaduf Ne Anlama Gelir
Tesadüf Ne Anlama Gelir

Tabiattaki her varlık bir sanat eseridir. Nasıl ki bir otomobilin tabiat kuvvetleri ile, tesadüfen meydana geldiğini kabul edemezsek, baştan başa bir sanat eseri olan bu kainatı da tabiat yaratmıştır ve tesadüftür diyemeyiz. Kainat tesadüf değilse bir gaye için yaratılmıştır. İnsanın yaşam amacı da her şeyi tesadüflere bağlamak değil, tekamül edip ilerlemek, gelişmek ve İnsan-ı Kamile doğru yürümektir.

Kainatta tek bir yaprak bile tesadüfi olamaz, onunda varlık alanında olmazsa olmaz, başka bir şey tarafından doldurulamaz bir yeri vardır. Rüzgarın esmesi, yağmurun yağması, bulutların hareketi, bitkiler, güneşin, ayın ve dünyanın hareketleri, geceyle gündüzün birbirini takip edişindeki düzenlilik, sıcağın ve soğuğun miktarı, zamanı, suyun hareketi, toprak içindeki mineraller, atomların yapısı, böcek ve hayvanların çeşitliliği, insandaki DNA’lar hepsi harikulade bir ölçü ve program dahilinde işlemektedir. Bütün bunlarda tesadüf yerine, insan aklının almakta zorlandığı bir uyum ve zeka söz konusudur. Bütün bunların her biri, olağanüstü mükemmel büyük bir sistemin parçalarıdır.

İnsan hayatında tesadüfi hiç bir şey yoktur. İnsan hayatında tembellikten, ihmalden, savsaklamaktan, korkaklıktan, kurnazlıktan, çıkarcılıktan, bencillikten ya da bunların tersi tutum ve davranışlardan söz edilebilir ama tesadüften bahsedilemez.

İnsanlar hayatta bazen, ummadıkları, beklemedikleri, bazen kendilerini üzen, bazen de mutlu eden sürpriz olaylar için tesadüf sözcüğünü kullanırlar. Fakat sürpriz ve tesadüf farklı şeylerdir. Örneğin; hiç beklemediğiniz bir anda, beklemediğiniz bir misafirin gelmesi sürprizdir ama tesadüf değildir.

Hayatta hiç bir şey tesadüf ve şans eseri değildir. İnsan gibi özel bir varlığın hayatının tesadüfe bırakılması düşünülemez. Özellikle tarihteki büyük değişimler, tesadüflerin değil, ciddi iradi gayretlerin eseri olmuştur.

Evrende tesadüf diye bir şey yoktur çünkü her şey tekamül yasası gereği Ruhsal İdare Mekanizması’nın bilgisi ve planı dahilindedir. Ama biz insanlar açısından, planlı hareketlerle spontane hareketler arasında bir fark vardır ve buna da tesadüf denir.

Evrende her şey tıpkı bir puzzle parçaları gibi yerine oturur. Dev puzzle ise Levhi Mahfuz’dur. Orada hiçbir tesadüf ve rastlantı mekanizması yoktur. Ruhsal İdare Mekanizması tesadüfe yer verir mi, olasılık hesabı yapar mı? Olasılık hesabı ışıktan yavaş giden sistemler için geçerlidir. Ruhsal İdare Mekanizması’nın ışıktan yavaş giden bu evreni kontrol sırrı olarak belirsizlik ilkesi vardır çünkü her şey sebep-sonuç yasası gereği işler.

Kainatta tesadüf diye bir şey yoktur. Her şey en ince detaylarına kadar incelenerek hazırlanmıştır. Amerika’ da bir kelebeğin kanat çırpması, Japonya’ da bir kasırga meydana getirebilir.

Varlık için önemli olan, yaşadığı olayların onu hangi hedefe yönlendirdiğini anlamaktır. Hedef bellidir ama biz bilemediğimiz için olayların akışına kapılır, sürüklenir gideriz.

Yapacağımız en önemli davranış, kendimize belli bir hedef belirlemek ve o hedefe doğru emin adımlarla bıkmadan, vazgeçmeden yürümektir.

“Hedefi olmayan gemiye, rüzgarlar bile yardım edemez.”

KAYNAKLAR

Ruh ve Kainat – Dr. Bedri Ruhselman